Hafta Sonlarını İyi Değerlendirmek

Hafta sonları, ailenin beraber olma günleridir. Bununla birlikte, aile içindeki bireylerin pazar gününün nasıl geçirilmesi konusundaki düşünceleri farklı olabilir ve bu durum, karışıklık yaratabilir. Ailenin merkezi olan kadının, bu karışıklıktan etkilenmesi çok doğaldır.

Herkesin kendi düşüncesini dürüst bir biçimde açıklaması ve anlayış beklemesi, bir bakıma kadın için kıvanç vericidir. Ancak, bu istek ve duyguları belli bir yöne itmek, zaman alır ve düzenleme gerektirir. Birçok kadın, hafta sonunu bütün aileyi hoşnut edecek biçimde düzenlemeyi bilmez.

Bu dinlenmeyi gerçekleştirmek için işlerin önceden yapılması gerekebilir. Sözgelimi, bu konuda önceden çok miktarda yemek pişirmek çözüm olabilir.

Buna karşılık, bütün hafta çalışan bir kadın, ev işlerini yapmak için pazar gününü en uygun gün olarak görebilir. Ancak, kendisini ev işlerine vererek yalnızca ailesinden uzoklaşmakla kalmamakta, aynı zamanda tatil gününü başka bir çalışma gününe dönüştürmektedir.

Aynı biçimde, erkeğin evi boyaması da dinlenme gününü çalışma gününe dönüştürmesi olur.

Pazar günü alışkanlıklarını, dinlenme ve en az iş yapma açılarından yeniden düşünmek yararlıdır. Çünkü, birçok kadın için pazar günleri ek iş yapma günü durumuna gelir; kadın, ailenin ilgisini çekmek için iyi bir pazar yemeği yapma zorunluluğunu duyabilir. Dinlenmeyi ve çalışmayı birarada yapmanın getirdiği gerilim ve aileyle normal ilişkiyi bu gerilim içinde sürdÜrmeye çalışma çabaları tatil gününü haftanın en kötü günü haline getirebilir.

Pazar yemekleri birçok babanın çocuklarla günün ortasında uğraşmak istememeleri nedeniyle gerilim yaratabilir. Bebeğe kaşıkla yemek yedirmeye çalışmak rahatlığı bozar. Dört yaşından büyÜk çocuklar yemekte bulundukları yerde sürekli oturmazlar; onları birarada tutmak oldukça çaba gerektirir.

Yemekteki davranışlar çok önemlidir. Bunlar yemekte bulunan öteki kişilerin yemekten zevk almasını güvence altına alır. Doğru davranışların en iyi öğrenildiği yer evdeki yemeklerdir.

Ev geçimini, para kazanmak ve annelik görevi gibi ikiye bölmek hala geçerlidir ve bu durum pazar günleri evde büyük sürtüşmelere yol açabilir. Bu sürtüşme çocukların ele avuca gelmelerinden sonraki dönemlerde en yüksek noktasına varabilir. Bu dönemlerde çocuklar annelerinin bütün dikkatinin onların üzerinde olmasını isterler. Erkek de yemeğini ya karısıyla ya da yalnız yemeğe alışmıştır. Kahvaltı genellikle ailenin birarada olduğu bir durum değildir. Akşam yemeklerini çocuklarıyla birliikte yiyen babaların çok azı onlarla konuşur. Ancak pazar günü öğle yemeğinde çocukların iyi davranmaları gerektiği düşüncesiyle çatışsa bile ortaya bu durum çıkar. Erkeğin karısına söylediği bir söz çocuk tarafından cevaplandırılır. Bu davranışa baba kızar ve çocuğu azarlar.

Babanın yaptığı en önemli yanlışlardan biri, çocuklarına, yaşlarını dikkate almadan yemek masasında iyi konuşmanın değerli birşey olduğunu anlatmaya çalışmasıdır. erkek, bunu haftada yalnızca bir kere denemekle başaramaz. Böyle davranması, onun sert bir baba gibi görünmesine yol açabilir. İdeal davranışlar sergilemek ve çocuklardan bunu beklemek yalnızca hafta sonlarına özgü birşey değildir. Bu nedenle çocuklarının yetişmesinde olumlu katkılar sağlamak isteyen anne babalar hafta içi günlerde de çocukraıyla yeterli iletişimi kurmayı denemek zorundadır.

Mide asitini gideren ilaçlar

Banyodaki ecza dolabında en çok rastlanan ilaçlar, haplar, tozlar yada birtakım karışımlar biçimindeki hazımsızlıkla ilgili ilaçlardır. Bütün bu ilaçlar midedeki asit fazlasını etkisiz bırakarak rahatsızlığı giderirler; çünkü midede rahatsızlığı meydana getiren, bu asit fazlalığıdır.

Özellikle asit mide borusunun alt ucuna giderse hazımsızlıkla ilgili olarak bilinen şişkinlik ve mide kabarması meydana gelir. Bu rahatsızlığa karşı eczanede satılan ilaçların çoğu, geleneksel, karbonattan (sodyum bikarbonat) daha güvenilir ilaçlardır. Fazla karbonat kullanmak, asidi gereğinden çok etkisiz bıraktığı için kan akımının alkalileşmesine yol açabilir. Başka kimyasal maddelerle karıştırılan antiasit ilaçlar bu aşırı nötrleşmeyi önler.

Hazımsızlık ilaçlarının kullanımında başlıca tehlike, bu ilaçların, doktora görünmesi gereken ve hastalık belirtileri belki de bir mide ülseri yada mide tümörü yüzünden ortaya çıkan kimseler tarafından, gereğinden fazla bir süre kullanılmasıdır. Ancak fazla yemek, fazla içki ve fazla sigara yüzünden arada bir ortaya çıkan hazımsızlıklara karşı, bu tür ilaçları kullanmanın zararı yoktur.

İlaç Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

İlaç olarak kullanılan kimyasal maddelerin tek bir etkileri olması pek enderdir. İstenilen etkinin yanısıra, istenmeyen bazı etkileri de kabul etmek zorunda kalabiliriz. Sözgelimi yaz nezlesine karşı kullanılan antihistamin tabletlerinin, belirli bir alerji önleyici etkisi vardır; ama bu tabletler aynı zamanda uyku da getirir. Yaz nezlesine tutulmuş bir insan için bu uyuşukluk, istenmeyen bir etkidir ve eczacılık dilinde buna «yan etki» denir. Ama bir insan için «yan etki» olan bir
şey, bir başkası için tedavi çaresi olabilir. Hekimler antihistaminleri çoğunlukla, çocuklarda yatıştırıcı olarak kullanırlar. O zaman, yaz nezlesine tutulan hastadaki «yan etki», elde edilmek istenen etkiye dönüşür.

Bu yüzden, ilaç kullanma tehlikeyi hesaba katarak yapılan bir iştir. Hekimler, tedavide ilaç kullandıkları zaman, yan etkilerin tehlikeleriyle, elde etmek istedikleri etkinin yararlarını karşılaştırırlar. Bir ağrıyı hafifletmek, yorgunluğu gidermek, sıkıntıdan kurtulmak, sinirlerimizin gerginliğini gidermek ya da uyumak için hap kullanma yolunu seçtiğimiz zaman, bizim de böyle bir «değerlendirme» yapmamız gerekir.Herhangi bir ilacı kullanmadan önce, bunun tehlikelerinin ne olduğunu öğrenmeli, sonra da böyle bir tehlikeyi göze almanın değip değmeyeceğine karar vermeliyiz.

Yüzyıllar boyunca insanoğlu bedeninin ya da kafasının çalışma biçimini değiştirebilecek birçok madde bulmuştur. İlk bulduğu şeyler doğal olarak yetişen ya da karşısına çıkan ilaçlardı:. şifalı otlar; hastalıkları, yaraları iyileştiren, merhemler; nikotin ve alkol gibi keyif verici maddeler. Sonraları, insanoğlu aynı etkileri sağlayan suni maddeler üretmeyi de başardı. Daha sonraki gelişmeler, bu suni maddelerin, yalnızca doğal olanların yarattığı etkiyi yaratmakla kalmadığını, kimyasal formüllerinin değiştirilmesiyle, istenilen etkinin oranının yükseltilip, istenmeyen etkinin oranının azaltılabildiğini ortaya koydu.

Kimyasal formüllerin isteğe göre değiştirilerek kontrol edilebilmesi, doğal ilaçların türevleri olan ve çeşitli yan etkileri giderilmiş ilaç ailelerinin ortaya çıkmasını sağladı.

Bazı «sunı» ilaçlar o kadar uzun süredir hayatımızın bir parçası olmuştur ki, bunlara artık ilaç gÖzüyle bakmayız bile. Bu ev ilaçlarının belki de en bilineni, ağrıları, sızıları dindirmek için kullanılan aspirindir. Özellikle basağrılarında ve ateş düşürmede, hep aspirinkullanılır. Aspirinin istenmeyen başlıca yan etkisi, mide zarını tahriş etmesidir. Bu yüzden, hiç bir zaman aç karnına aspirin almamak, mumkünse de aspirini suda eriterek almak gerekir.

Kuşkusuz, aspirin acının nedenini yok etmez;, ne var ki şiş, çürük gibi birçok rahatsızlık kendiliğinden iyileşir; iyileşmelerine kadar da, aspirin acıyı hafifletmiş olur.

Birçok başağrısı türü de, ağrının nedeni ortadan kalktıktan sonra bile devam eder. Bunlar, sinir gerginliğinden, yorgunluktan ileri gelen baş ağrılarıdır. Böyle durumlarda aspirin, tedavi ilacı görevini yerine getirmiş olur. Aspirin, eczaneden alınan acı dindirici tabletlerin çoğundaki en etkili maddedir. Sözgelimi, ,kodein tabletlerindeki kodeinin, ağrıyı hafifletmekte büyük bir etkisi olduğu söylenemez; bu tabletlerin insana daha etkili gelmesi, içinde aspirin tabletlerinde olduğundan daha fazla aspirin bulunmasındandır. Kodein tabletlerinin istenmeyen yan etkisi ise, özellikle aralıksız kullanlldıkları zaman, pekliğe yol açmalarıdır.

Ağrı dindirici başka bir ilaç olan fenaketin, bir zamanlar çok tutulmasına karşılık, araştırmacıların çalışmaları sonunda, bu ilacı düzenli olarak uzun süre kullanan kadınlarda böbreklerin zarar gördüğü anlaşılmış ve tabletlere tenaketin konmasından vazgecilmiştir.

Ağrı dindirici tabletlerin terkibinde gittikçe daha çok kullanılan bir madde de parasetamoldur. Bu ilaç, belki de aspirin kadar etkili bir ağrı dindirici değildir; ama mideyi tahriş etmek gibi yan etkisi de yoktur. Bugüne kadar önemli bir yan etkisi görülmeyen bu ilaç, aspirine göre çok yeni sayılır.

Bir ilacın herhangi bir yan etkisi varsa, bu ancak, o ilacın belli bir süre kullanılmasından sonra anlaşılır. Bütün ağrı dindirici ilaçlara özgü ortak bir tehlike, insanların ağrının nedenini araştıracak yerde, bu ilaçlara güvenmeyi alışkanlık haline getirmeleridir. Düzenli olarak gelen başağrılarına karşı, kimse kendi kendini tedaviye kalkmamalı, hemen bir hekime görünmelidir.

Vitaminler ve Reçetesiz Kullanılan İlaçlar Etkili mi

Günümüzde düzenli olarak kullanılan ilaçlar arasında, pek çok kimsenin tılsımlı bir güç verici ve dinçleştirici olarak aldıkları vitaminleri sayabiliriz. Vitaminlerin bekleneni verdiği konusunda pek bilimsel kanıt yoktur. Düzenli ve yeterli besin alan herkes -Batı dünyasındaki insanların çoğu- kendileri icin gerekli olan vitaminlerin hepsini, besin maddelerinden almaktadırlar.

Hekim reçetesi olmadan alınan uyarıcı ve yatıştırıcı ilaçların çoğu, genellikle pek etkili değildir. «kesin etkisi» olduğu belirtilen ilaçlar da, ancak hekim reçetesiyle alınabilir.

Kendilerini bu tür ilaçlarla tedavi eden kimseler dinçleşmek, cinsel güçlerini artırmak ya da kolay elde edilemeyen bir huzura kavuşmak isteyen yani ilaçlardan tılsımlı bir etki bekleyen insanlardır.

Bu ruhsal ve bedensel durumu sağlamaya ciddi olarak ihtiyaç duyan kimseler ise, doktorlarının reçeteleriyle daha etkili ilaçlar alırlar. Tıpta yatıştırıcı ilaçlar (trankilizanlar) ruhsal huzursuzluğu, çöküntüyü tedavide ve tedavi altındaki kimseleri dış dünyanın baskılarından uzaklaştırmada doktorlara sağladıkları kolaylıklarla, önemli rol oynarlar. Ama bu ilaçların kullanılması, insanların, her türlü dış baskıya karşı bu ilaçlara fazla güven duyma alışkanlığını yerleştirmek gibi bir tehlikeyi de birlikte getirir.

Ağrı dindirici yada hazımsızlık giderici ilaçlarla, sözünü ettiğimiz bu ilaçlar arasında tam bir benzerlik vardır: Tehlike, yatıştırıcılar hastalığın gerçek nedenini değil de, belirtisini tedavide kullanılmaya başlanınca ortaya çıkar.
Gerçekte, tıbbi amaçlarla piyasaya çıkarılan, ama sonraları daha havadan nedenlerle kullanılan ilaçların bir başka türü de amfetaminlerdir. Hekimler 1960 yıllarının sonlarına doğru, içinde amfetamin bulunan tabletlere karşı alışkanlığın artması üzerine kaygılanmışlar ve Batı ülkelerinin çoğunda bu ilaçlar için reçete yazmama konusunda karar almışlardır. Birçok hekim, reçeteyle verilen barbitürat uyku haplarının kullanımını da azaltmak istemektedirler; çünkü bu haplara alışkanlık da, kaygı verici bir yaygınlık kazanmıştır.

Tıp dünyasında, amfetaminlere ve barbitüratlara alışanların artması yüzünden duyulan kaygı, Batı toplumlarının i1açlar konusundaki genel huzursuzluğunu yansıtmaktadır. Bu ilaçların ister hekim reçetesiyle ister reçetesiz, ister yasal yollardan,
ister evlerde özel olarak elde edilmiş olması durumu değiştirmemektedir.

Günlük İdeal Su Tüketimi

Su daha çok yaz aylarında tüketilir. Ancak suyun yalnız yaz aylarında değil, dört mevsim vücudumuz için hayati öneme sahip olduğunu unutmamalıyız. Özellikle yaz aylarından sonra cildimiz susuz kalmış ve kurumuş olabilir. İçilen sıvılar çoğunlukla kafein içeriyorsa cildimizde toksin birikimlerine neden olur. Aşırı alkol tüketimi de yine cilt sağlığımızı olumsuz etkileyen alışkanlıklardan biri.

Uzmanlar hergün düzenli olarak 3 litre su tüketilmesini öneriyorlar. Ancak bu su çay, kahve, alkol şeklinde olmamalı, doğal şekilde alınmalı. Eğer suyu doğrudan tüketmeyi sevmiyorsanız çay ve kahve yerine meyve sularına ağırlık vererek sağlıklı bir şekilde su ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Meyve suyunun taze sıkılmış olması ve yapay bir şekilde şekerle tatlandırılmış olmaması gerekiyor. Ayran ve maden suyu da sağlıklı içecekler arasında sayılabilir.

Özellikle sporla ilgilenen kişilerin su tüketimlerine dikkkat etmeleri gerekiyor. Spor ile kaybedilen sıvı yerine konulmalı.

Sabah kalktığımzda iki bardak su içerek güne başlamak uzmanların önerileri arasında. Öğlen saatlerine kadar 1 litre su içmiş olmalıyız. Saat 19.00'a kadar 1.5 litre su alınmalı ve yatış saatine kadar da yarım litre daha su tüketilmeli. Suyu doğrudan içemiyorsanız, taze nane, limon kabukları, karanfil veya tarçın kabukları ile suyu süsleyebilirsiniz.

ALKOLDEN UZAK DURUN

Alkol oranı yüksek olan içkiler vücudumuzun su oranını olumsuz etkileyerek tansiyon problemleri, ödem, böbrek fonksiyonlarında sıkıntı, aşırı kilo alımı gibi sorunlara neden olabiliyor. Bu nedenle özellikle votka, rakı, viski gibi alkol oranı yüksek içkilerden mümkün olduğunca kaçınmak gerekiyor.

Aşırı alkol almışsanız bunun etkilerini ortadan kaldırmaya yardımcı olacak şekilde sebze ve meyve tüketimini artırmanız öneriliyor. Buun yanında bolca su tüketmeyi de unutmayın. Alkol alımı sonrası önerilen diyet formülünüz ise şöyle:

Sabah kalktığınızda 2 bardak su içmelisiniz.

Kahvaltıda 2 dilim ananas ve 1 armut yenilmesi öneriliyor. Akşama kadar almanız önerilen diğer besinler ise şöyle:

100 gram kadar prebiotik yoğurt

Öğle ve akşam yemeklerinde 200 gram yoğurt, 50 gram beyaz peynir, 1 dilim çavdar ekmeği ve salatalık

Öğünler dışında ananas, armut ve elma

Gece yatmadan önce 100 gram prebiyotik yoğurt veya light kefir

Beslenme Programına Dikkat Edilmeli

Uzmanlarca oluşturulan beslenme programlarında yer alan besinlerin düzenli bir şeklide alınması sağlık için olmazsa olmaz gerekliliklerden. Sağlıklı beslenme programları oluşturulurken genellikle şunlara dikkat ediliyor:

Beslenme programında yer alan yiyecekler bol miktarda lif içermeli. Bol miktarda lif içeren yiyecekler arasında sebzeler, meyveler, kuru meyveler, yulaf, mısır ve buğday bulunuyor. Bu besinler bağırsak hareketlerini düzenliyor ve sindirim sistemimizin daha verimli ve etkili çalışmasını sağlıyor. Atık maddelerin vücuttan daha kolay atılmasına yardımcı oluyorlar.

Vücudumuz için gerekli miktarda anti oksidan alınmasına dikkat edilmeli. Taze sebze ve meyveler en iyi anti oksidan depoları arasında yer alıyor. Doğal olan bu anti oksidanlar sağlığımız için vazgeçilmezlerden.

Doğru yiyecekler berlikte tüketilmeli. Protein yanında salata veya yoğurt, makarna ve pilav yanında salata ve sebze tüketmeye dikkat edin.

Tereyağı, margarin, kuyruk yağı ve her türlü hayvansal yağdan uzak durmaya özen gösterin.

Sabah kahvaltılarında güne su veya ısırgan otu çayı ile başlayın. Bunlar vücudumuz için gerekli olan detokslardır.

Fazla alkol, çay ve kahveden uzak durun.

Sofra tuzunu mümkün olduğunca az kullanın.

Kırmızı ve yağlı et, her türlü kızartma, rafine gıdalardan mümkün olduğunca kaçının.

Cilt sağlığını korumak için B5, C ve E vitaminlerini içeren yiyecekleri tüketmeye özen gösterin. Kivi, erik, biber, portakal, greyfurt, domates gibi çinko vebiyoflavaoid içeren besinleri tüketmeye özen gösterin.

Sebze ve Meyveyi Bol Tüketmeye Özen Gösterin

Her mevsimde vücudumuzun besin ihtiyaçlarını karşılayacak sebze ve meyveler var. Doğanın bize bahşettiği eşsiz sebze ve meyve türleri mevsimlere ve bu mevsimlerdeki ihtiyaçlara göre yaratılmış. Kivi, elma, portakal, mandalina, greyfurt, armut gibi kış aylarında tüketilen meyveler vitamin ve mineral bakımından zengin. Sebzelerden ise kış aylarının favori ve besleyici gıdaları arasında brokoli, lahana, pırasa, havuç, semizotu, bamya, deniz börülcesi, taze fasulye sayılabilir.

Uzmanlar özellikle kış aylarında her öğünde, öğle ve akşam yemeklerinde sebze ve meyve türlerinden en az birinin sofrada bulunmasını öneriyorlar. Bir gün içerisinde ise 4 meyvenin tüketilmesi sağlımız için önerilenler arasında.

Sonbahar aylarının favori meyveleri ise şunlar: Erik, kivi, elma, armut, portakal, greyfurt.

Uzmanların sonbahar aylarında tüketilmesini önerdiği başlıca sebzeler ise lahana, brokoli ve ıspanak.

Bağışıklık sistemini koruyan besinlerin tüketilmesi ise kış aylarında özellikle önerilen sağlıklı yaşam reçetelerinden biri. Hastalıklara, özellikle bu dönemde yaygın olan grip, nezle gibi salgın hastalıklara yakalanmamak için vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirmemiz gerekiyor.

Bağışıklık sitemini güçlendiren besinler arasında şunları sayabiliriz: su, sebze ve meyve suları, çiğ yiyecek ve yeşillikler, meyveler, sebzeler, tahıllar, bakliyatlar ve tohumlar. Kaçınılması gereken yiyecekler arasında ise şeker, kızartılmış yiyecekler, alkol ve kafein başta geliyor.

Kalori Tabloları

KALORİ TABLOLARI

Hangi yiyeceği ne miktar tükettiğimizde ne kadar kalori alıyoruz. İşte bu konuda ayrıntılı bilgiler içeren bir kalori listesi:

TAHILLAR

Bir dilim beyaz ekmek (28 gr) 70-100
1 dilim kepekli ekmek (28 gr) 55-60
1 adet kruasan 180-200
1 dilim kurutulmuş ekmek (10-15 gr) 25-35
Bisküvi (100 gr) 450-480
Muesli 100 gr 328 - 379
Muesli Servis miktarı 30 gr. 98-114
Cornflex 100 gr. 304-404
Cornflex Servis miktarı 30 gr. 91-121
Mercimek 100 gr. kuru halde 314
Arpa kuru halde (100 gr.) 367
Arpa haşlanmış halde (100 gr) 125
Bulgur (kuru halde 100 gr) 371
Kuskus(kuru halde 100gr) 367
Mısır (kuru halde 100 gr.) 342
Buğday (kuru halde 100 gr.) 364
Susam (100 gr.) 589
Makarna (100 gr. kuru) 339
Makarna (100 gr. haşlanmış) 85
Pirinç (haşlanmış 100 gr.) 125
Pirinç (kuru halde 100gr.) 357

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ

Yoğurt (yağlı 100 gr.) 90-100
Süt (yağlı 100 gr.) 66-70
Yağlı meyvalı yoğurt (100 gr.) 120-150
Yağlı beyaz peynir (100 gr..) 260-290
Yağlı kaşar peynir (100 gr.) 400-425
Yağlı rokfor peyniri (100 gr.) 390-400
Permesan peyniri (100 gr.) 420-460
Yumurta orta boy 80
Beyazı 15
Sarısı 65
1 adet bıldırcın yumurtası 14

YAĞLAR

Tereyağ (100 gr.) 740
1 yemek kaşığı- 28gr.- 206
Margarin 1 yemek kaşığı- 28 gr.-204
Sıvı Yağlar 1 yemek kaşığı- 15 ml.- 130
100 gr 900

ETLER

Biftek (ızgara) 100 gr. 278
Tavuk (ızgara) 100 gr. 132
Tavuk göğüsü haşlanmış 100 gr. 150
Kuzu (yağlı) ızgara 100 gr. 282
Kuzu ciğeri (çiğ) 100 gr. 178
Kuzu ciğeri (yağda pişmiş) 100 gr 232
Güvercin rosto 100 gr. 232
Hindi rosto 100 gr. 171
Ördek 100 gr. 169
Salam 100 gr. 446
Sosis 100 gr. 287-300

DENİZ ÜRÜNLERİ

Siyah havyar 100 gr. 257
Siyah havyar 1 yemek kaşığı 72
Yengeç 100 gr. 125
İstakoz eti 100 gr. 117
Midye eti 1 adet 9
Ahtapot 100 gr. 103
İstiridye 1 adet (orta boy) 6
Karides (orta boy) 144
Somon Füme 100 gr. 171
Kılıç Balığı 121
Tuna Balığı 100 gr. 135
Sardalya 100 gr. 196

SEBZELER

Domates (1 adet) 14
Enginar (1 adet orta boy) 10
Patlıcan (1 adet orta boy) 28
Kuru Fasulye (100 gr.) 275
Taze Fasulye (100 gr.) 90
Brokoli (100 gr.) 35
Brüksel Lahanası (100 gr.) 35
Kabak (100 gr.) 25
Havuç (100 gr.) 35
Karnıbahar (100 gr.) 32
Kereviz (100 gr.) 18
Salatalık 1 adet orta boy (18 gr.) 11
Marul (1 adet) 15
Mantar Taze (100 gr.) 14
Maydanoz (1 demet) 28
Soğan (kuru 100 gr.) 35
Taze soğan (1 adet) 5
Bezelye (100 gr.) 89
Taze yeşil biber (100 gr.) 15
Patates fırında (1 adet orta boy - 150 gr.) 115
Patates haşlama (1 adet 120 gr.) 100
Ispanak (100 gr.) 26
Lahana (100 gr.) 20
Şeker (100 gr.) 400
Şeker (1 tatlı kaşığı) 80

ÇEREZLER

Zeytin (1 adet) 3
Badem (100 gr.) 600
Kestane (100 gr.) 167
Hindistancevizi (100 gr.) 603
Fındık (100 gr.) 650
Fıstık (100 gr.) 560
Çam Fıstığı (100 gr.) 600
Ceviz (100 gr.) 549
Popcorn (100 gr.) 478
Kokonat (100 gr.) 365
Mısır Çerezi 100gr. 550-570
Patates Cipsi 100 gr. 510-570
Kabak Çekirdeği (100 gr.) 571
Ayçekirdeği (100 gr.) 578

BAHARATLAR

Karabiber, kekik 1 çay kaşığı 7
kırmızı biber, kimyon, bütün baharatlar
Cury tozu 1 yemek kaşığı 65
Hardal 1 yemek kaşığı 43

SOSLAR

Fıstık ezmesi (100 gr.) 605
Mayonez (100 gr.) 295
Hardal (100 gr.) 110-170

MEYVELER

Elma (orta boy) 60
Kayısı (1 adet) 8
Muz (orta boy) 100
Avokado (orta boy) 190
Kiraz (100 gr.) 40
Taze Hurma (1 adet) 15
Taze İncir (1 adet) 15
100 gr. 41
Kuru 100 gr. 59
Greyfurt (1 adet orta boy) 60
Portakal (1 adet orta boy) 50
Kivi (1 adet orta boy) 34
Limon ( 1 adet orta boy) 15
Mandalina (1 adet orta boy) 50
Mango (1 adet orta boy) 73
Karpuz (1 ince dilim) 300 gr. 55
Kavuz (300 gr.) 1 dilim 40
Nektarin 100 gr. 46
Şeftali 1 adet 60
Armut 1 adet 70
Ananas 100 gr. 53
Erik 1 adet 18
Üzüm 100 gr. 57
Çilek 100 gr. 26

ALKOLLÜ İÇECEKLER

Şarap (Sek 100 ml.) 70
Şarap (Tatlı 100 ml.) 90
Bira (100 ml.) 40
Room (100 ml.) 200
Şampanya (100 ml.) 70
Brandy (100 ml.) 240
Viski (100 ml.) 200
Votka (100 ml.) 180
Rakı (100 ml.) 180
Gin (100 ml.) 200

İÇECEKLER

Su 0
Türk kahvesi veya siyah kahve 0
Cappucino (1 fincan) 48
Çay 0
1 bardak elma suyu (150 ml.) 50
1 bardak greyfurt suyu ( 150 ml.) 50
1 bardak portakal suyu (150 ml.) 45
1 bardak ananas suyu (150 ml.) 70
1 bardak domates suyu (150 ml.) 30
1 bardak (330 ml.) Coca-Cola 130

TATLILAR

Pudding (100 gr.) 285-330
Cheese Cake (100 gr.) 340-400
Dondurma (100 gr.) 160-230
Sıcak Çikolata (1 bardak) 105
Bal (1 yemek kaşığı) 65

FAST FOOD

Hamburger Peynirli (1 adet) 420-700
Pizza orta (1 porsiyon) 700-1500
Spagetti Bolonez (1 porsiyon) 395
Taglietelle (1 porsiyon) 685

Light ürünler

Son yıllarda hızla yaygınlaşan şişmanlık, kolestrol ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları karşısında üretilen çözümlerden biri de "light ürünler". Daha az şeker, daha az kalori, daha az yağ içeren light ürünlere sağlımızı kurtaracak mucizeler gözüyle bakılıyor. Peki ama bu yiyecekler gerçekten istenen sonuçları veriyor ve sağlıklı bir hayat sürmemize yardımcı oluyor mu?

Aslında kilolarınızdan rahatsızsanız uygulamanız gereken çok daha basit ve çok daha sağlıklı eski bir yöntem var. Daha az yemek ve daha fazla hareket. Bu temel sağlıklı yaşam anahtarı her devirde geçerli. Light ürünlerin tüketimine yönelirken de asla bu eski şablondan ayrılmamak ve herşeyin çözümünün temelde daha az yemekten ve daha çok egzersizden geçtiğini unutmamak gerekiyor.

Light yiyecekler diğerlerinden daha mı az kalorili?

Evet. Light yiyeceklerdeki kalori azlığı gözle görülür düzeyde, 100 gr. peynirde 300'den 200'e, mayonezde 700'den 500'e, ton balığında 200'den 110'a düşüyor. Bunu elde etmek için, hayvansal ürünlerde, yağın bir bölümü su ile değiştiriliyor, tatlılarda ise şeker yerine sakarin kullanılıyor.

Diyet yapan kişiler sadece light ürünler mi yemeli?

Hayır. Önemli olan gün içinde almanız gereken kalori miktarını doğru hesaplayabilmek. Diyet programınızdaki günlük kalori miktarınızın toplamını aşmayacak şekilde sadece ligh değil, normal yiyeceklerden de yemenizde hem bir sakınca yok, hem de bu sizin için daha sağlıklı olacaktır.

Light ürünlerin tüketiminde belirli bir sınır var mı?

Evet. Dünya Sağlık Örgütü günde 150 mg. sakarin tüketimine izin veriyor. Bu da hemen hemen iki kutu diyet içeceğe ya da bir paket şekere karşılık geliyor. Bu nedenle light ürünlerin fazla tüketilmesinin de sağlınız açısından zararlı olacağını hatırlamakta fayda var.

Tadları normal ürünlerle aynı mı?

Çoğu zaman evet. Ancak siz bir gurmeyseniz ya da ağzınızın tadını iyi bilen birisiyseniz elbette bir light ürünle normal bir yiyecek arasındaki tad farkını algılamanız mümkün.

Fast Food'dan vazgeçemiyoruz

Sağlıklı beslenmek için çok çaba harcıyoruz, diyet yapıyoruz, spor salonlarından çıkmıyoruz ama kim ne derse desin fast food ürünlerinin çekiciliğinden kendimizi kurtaramıyoruz. Bu durumda hiç değilse fast food üreticileri sağlıklı beslenme konusunda bizlere yardımcı olabilirler mi? Büyük fast food zincirlerinden bazıları son yıllarda ürünlerini sağlıklı yöntemlerle pişirdiklerini açıklıyorlar. Ayrıca kırmızı et yemek istemeyenler için vejetaryen mönüler geliştiriliyor. Bunların hepsi tüketicilerin istekleri doğrultusunda fast food zincirlerinin sağlıklı yaşantıya katkı amacıyla attıkları adımlardan bazıları. Tavuk ve balık eti sevenler için de farklı yiyecekler hazırlanıyor. Acılı, ekşili, tatlı, hardallı bir çok sosla tatlandırılan kıtır kıtır tavuk parçaları çok seviliyor. Hatta son yıllarda hayatımıza sebze burgeri bile girdi. Bu burger türünde kırmızı fasulye, patates, karışık bitkilerden yararlanıyor. Beanburger adı verilen bu burger türü yüksek oranda lif içeriyor. Böylece hamburger-kola-patates klasiğinin yeni tatlarla daha sağlıklı ürünlere kaydırılması amaçlanıyor. Ama şu da bir gerçek ki hamburger sevenler klasik tatlardan çoğu zaman vazgeçemiyorlar. Ne kadar sağlıksız da olsa klasik fast food ürünlerinin tüketiminde bir azalmaya rastlanmıyor.

Elbette ki fast foodlar hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri. Bu tatlardan vazgeçmemiz olanaksız. Yine de tüm beslenme alışkanlığımızı fast food üzerine kurmak yerine, zaman zaman bu muhteşem lezzetlerin tadina bakıp zaman zaman da diğer sağlıklı ve yine de lezzetli ürün gruplarına yönelmeyi de alışkanlık haline getirmemiz gerekiyor.

İyi kolestrol HDL

Kolestrol son yıllarda belki de en çok duyduğumuz, sağlımızı en çok etkileyen tıp terimlerinden biri. Genellikle yüksek tansiyon, diyet ve egzersizle birlikte anılan kolestrol adeta çağın hastalığı. İçimizde kolestrol şikayeti olmayan yok gibi ama çoğumuz da doktorumuzun tavsiyelerini uyup sağlıklı bir diyete, fazla yağdan ve tuzdan kaçınmaya ve sportif bir hayata yönelemiyoruz.

Peki hiç iyi kolestrol duydunuz mu? İyi kolestrol mi olurmuş demeyin. Evet, zararlı kolestrol LDL'yi karaciğere taşıyan ya da doktorların anlatımıyla "süpürüp atan" iyi kolestrol HDL kalp hastalıklarına yakalanmamızı engelliyor.

HDL, kanda dolaşan LDL'yi tespit edip onu oradan alarak, tekrar işlemesi için vücudun ‘laboratuvarı’ olan karaciğere geri gönderiyor. Kanımızdaki LDL oranının düşürülmesi kadar, iyi kolestrol HDL oranının yükseltilmesinin de önem taşıdığını belirten uzmanlar, bunu başarabilmek için salğlıklı bir diyetin bile yeterli olmadığını vurguluyor. Düzenli egzersiz yapmamız şart. Ancak egzersizi bırakmamak ve hergün düzenli olarak gerçekleştirerek bir ömür boyu sürdürmek gerekiyor.

Proteinlerin Emilimi

Boşbarsağın yukarı bölümlerinde gerçekleşir. Bu emilim ancak, proteinler en son ürünleri olan aminoasitlere parçalanmışlarsa yapılabilir. Emilim mekanizması, enerji gerektiren etkin emilimdir. Aminoasitler arasında, barsaktan emilimleri bakımından farklılıklar vardır.

Emilen aminoasitler kana geçer, oradan kapı toplardamarı aracılığıyla karaciğere götürürürler.

Karbonhidratların Emilimi

Karbonhidratların emilebilme yeteneği çok önemlidir. Bu emilim özellikle onikiparmak barsağı ve boşbarsak düzeyinde yapılır. Karbonhidratlar ya glikoz, früktoz, galaktoz gibi «monosakarit heksoz» (karbonlu şeker) biçiminde ya da barsak hücre içi geçişi sırasında monosakaritlere parçalanan laktoz gibi «disakarit» biçiminde emilirler.

Hücre içine geçiş, sözkonusu olan şekere göre değişik mekanizmalarla gerçekleşir; glikoz ve galaktoz için etkin mekanizma, pentozlar için edilgin mekanizma uygulanır.

Früktozun yarısı, hücre içinde glikoza dönüşür. Emilen şekerler kılcal damarlar içine yayılır, buralardan da kapı toplardamarına taşınırlar. Kapı toplardamarı bunları, bir bölümünün glikojen biçiminde depo edilip, öteki bölümünün yıkılarak kullanılacağı karaciğere götürür.

Barsak Emilimi

Sindirim evresinden sonra, besinler barsaklar tarafından emilebilecek öğelere dönüşürler; beslenmenin başlıca amacı da budur.

Emilim ince barsaklar düzeyinde gerçekleşir. Değirmi kapaklar ve küçük çıkıntılar (barsak tümürleri) nedeniyle, ince barsak mukozasının emilim yüzeyi oldukça geniştir. Ayrıca her barsak tümürü, optik mikroskopta görülebilen ve emilim yüzeyini bir kat daha artıran daha küçük girinti ve çıkıntılardan oluşmuştur.

Besinlerin mukoza ile temasını, karıştırma hareketleri çoğaltır. Emilim hızı: boş barsaktan kıvrım barsağa doğru giderek azalır.

Aminoasitler, şekerler ve suda eriyebilen maddeler, barsak mlikozasında kılcal damarlardan, trigliseritler, kolesterol ve suda erimeyen yağlı asitler lenf damarlarından geçer.

Emilen besinler 3 evreden geçerler:

- barsak boşluğundan hücre çeperine geçiş (hücrenin boşluk kutbu);

- hücre içinde, boşluk kutbundan taban kutbuna doğru geçiş;

- kana ya da lenfe geçiş. Bu emilimin birçok mekanizması vardır. «Edilgin emilim» , enerji gerektirmeyen bir mekanizmadır; fizik yasaları tarafından yönetilir. Besinlerin geçişi otomatik olarak gerçekleşir; çünkü besinler, yüksek yoğunlukta oldukları bir bölgeden (barsak boşluğu), zayıf yoğunlukta oldukları bir bölgeye doğru (kan ve lenf) geçmektedirler.

- «Etkin emilim» için enerji gereklidir. Yoğunluk farkına karşın yapılabilir; yani zayıf yoğunluktaki bir bölgeden yüksek yoğunluktaki bir bölgeye doğru gerçekleşir. Sözgelimi bazı şekerler ve aminoasitler barsak içindeki yoğunlukları ne olursa olsun, bu mekanizmayla her zaman barsak kılcal damarları tarafından emilirler. Bu etkin emilim, «sodyum pompası» denen sodyumun etkin emilim mekanizmasıyla birleşmiş görünmektedir.

«Kolaylaştırılmış aktarım emilimi» fizik yasaları tarafından yönetilen yönde yapılan bir emilimdir. Ama edilgin mekanizmadakine göre daha büyük bir hızla yapılır.

Vitaminlerin Emilimi (Suda ve Yağda)

Suda eriyen ve yağda eriyen vitaminleri ayırdetmek gerekir.

Suda eriyen vitaminler

B1 vitamini hızla doyarak (bu emilim miktarını kısıtlar) etkin bir mekanizmayla emilir.

Folik asit, olduğu gibi emilir. C vitamini hızla emilir; bu emilimi kısıtlayan bir eşik yoktur. B12 vitamini, kıvrım barsak düzeyinde, ama yalnızca mide salgısı içinde bulunan iç etmene bağlıysa emilir; etkin bir mekanizma sözkonusudur.

Yağda eriyen vitaminler

A vitamininin ön maddesi olan karoten emilir ve barsak hücresi içinde vitamine dönüşür. A, D, E ve K vitaminleri lipitler gibi emilirler ve lenf yoluna geçerler.

Su ve Elektrolitlerin Emilimi

Su ve elektrolitlerin kesin emilimi, birbirine karşıt 2 olayın sonucudur: Barsak boşluğundan kana doğru akış (enzorpsiyon); ve kandan barsağa doğru akış (ekzorpsiyon) .

Bu emilim bütün barsak boyunca gerçekleşir. Ama dışkının su miktarını, sağ kalın barsak düzenler.

Su emilimi sodyum emilimiyle birliktedir. İkisi birlikte, etkin mekanizmayla emilirler. Su, sodyumun etkin hareketlerini, edilgin olarak izler.

Potasyum ve klorun emilimi edilgindir.

Kalsiyumunki etkindir ve onikiparmak barsağında yapılır. D vitamini ve parathormon, bu emilimi kolaylaştırır. Alınan kalsiyumun büyük bir bölümü, dışkıyla atılır.

Demir emilimi onikiparmak barsağında olur. Özel bir taşıyıcıya gereksinme gösteren, etkin bir mekanizmayla gerçekleşir.

Magnezyum emilmez. Bu yüzden, suyun barsak boşluğunda tutulmasına neden olarak, müshil gibi rol oynar.

Böbrek Anormallikleri

Böbreklerde sayı, durum ya da biçim açısından anormallikler görülebilir. Çok ender olarak, böbrekteki bu biçim bozukluğu yaşamı engeller ya da doğuştan bozukluklarla kendini gösterir. Çoğunluklaysa, raslantıyla ortaya çıkarılır. Bu anormalliklerin çoğunun, doğrudan böbrek işlevini bozmadan, boşaltım sisteminin çeşitli hastalıklarının ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı kabul edilir; ama bu varsayım kanıtlanamamıştır. En ciddi oluşum bozuklukları kalıtımsal ya da ailesel değildir. Ya mongolizm gibi kromozomlardaki sapıklıklara ya da gebe kadınların geçirdiği enfeksiyon hastalıklarına, gebelikte alınan ve embriyo için zehirli ilaçların etkisiyle gelişen embriyo hastalıklarına bağlıdır.

İki böbreğin doğuştan bulunmaması ya da 2 yanlı böbrek yokluğu, yaşamla bağdaşamaz. Doğuşta bir tek böbrek bulunması daha sık görülen bir anormalliktir. Gerçek görülme sıklığı bilinmemektedir; çünkü, bu durum genellikle herhangi bir bozukluğa yolaçmaz. Birçok kişi, tek böbrek taşıdıklarının. farkına varmadan normal yaşamlarını sürdürürler. Bu tür kişiler için başlıca tehlike, bu tek böbreğin bozulması ya da bir kaza sonucu zarar görmesidir. Yapay böbrek makinası ve bazen böbrek aktarımı yapılabilmesi, tek böbreğin hastalıklarının geleceğini düzeltmiştir.Bazı kişilerde, karşı tarafın böbreği yerinde·dir, ama çalışmamaktadır (sonradan edinilme böbrek körelmesi).

Çift sidik borusu, en çok tek taraflı ya da daha az olarak iki taraflı olabilir. Tek bir böbrekten çıkan iki ayrı sidik borusu, birbirinden ayrı olarak sidik torbasına açılabilirler. Bazen çift havuzcuklu bir böbrekden çıkan sidik boruları, sidik torbasına açılmadan önce Y biçiminde birleşerek tek bir sidik borusu biçiminde sonlanırlar.Çift sidik borusu, çoğunlukla böbrek dokusundan oluşan özel durumlar dışında (sidik borusuyla sidik torbasının birleşme anormallikleri gibi), tek başına bir böbrek hastalığına yolaçmaz.

Doğuştan küçük böbrekler (gelişme kusuru) genellikle embriyodaki bir hastalığa ya da kromozomdaki bir anormalliğe bağlıdırlar. Çalışmaları her zaman bozuktur. Bazen 2 böbrek ortada omurga önünde birbirine yapışmıştır (at nalı böbrek). yapışma yeri kısa ya da uzun çoğunlukla böbrek dokusundan oluşan bir şerit halindedir. Ama bazen yalnızca bağdokusundan oluşur.

Pasta böbrek, sigmamsı böbrek, at nalı böbrekten daha ender görülürler. 4. ya da 5. bel omuru önünde sağ ve sol böbreğin alt kutuplarının birleştiği at nalı böbreğin boşlukları bazen damarlardaki anormallik sonucu genişleyebilir. Ana atardamar böbrek kapısından girmez, böbrek kutuplarına girer.

Olağandışı yerleşim gösteren böbrekler Ueğende ya da kalçada yerleşim). normal böbrek atardamarından daha aşağıdan çıkan damarlarla sulanır. Leğende yerleşme gösteren böbrek. kadında bir güç doğum (distosil nedenidir.Sidik borusunun anormalolarak kadında dölyolunda. erkekte prostatta ya da meni torbasında sonlanması pekçok bozukluğa yolaçar. İrin işeme, ateş, böbrek sancısı (apansızın nöbet biçiminde gelen ağrı), küçük bir kızda normal sidik çıkarmalarla birlikte sürekli sidik kaçırma bulunması. sidik borusunun anormalolarak dölyolu içinde sonlanması olasılığını akla getirir. Damar içine karşıt madde verilerek boşaltım sistemi filmi çekmeyle ya da sidik yolu yakınında, dölyolu içindeki sidik borusunun sonlandığıanormal deliğin ortaya çıkarılmasıyla, teşhis doğrulanır. Böbreğin normal bölümü korunarak ve anormal sidik borusu tarafından boşaltılan böbrek dokusu çıkarılarak yapılan kısmi böbrek çıkarma ameliyatı (heminefrektomU hastanın kesin olarak iyileşmesini sağlar.

Cacchi ve Hicci'nin tanımladıkları süngerböbrek ya da böbrek çanakları öncesi kanal genişlemesi, öz madde piramitleri içinde, papillalar düzeyinde sidik toplayıcı boruların genişlemesidir. Kesit yapıldığında, böbreğin doğal bir sünger gibi boşluklarla dolu olduğu görülür. Doğuştan başlayan bu hastalık, bazen hiç bir rahatsızlık vermez; bazense, yalnızca erişkin yaşta, hatta ihtiyarlıkta belirti verir. Birarada ya da ayrı ayrı 3 belirtiyle kendini gösterir: Belde ağırlık duygusu biçiminde ya da böbrek sancısı nöbeti tipinde ağrılar; irin işeme (piyüri); protein işeme (daha doğrusu albümin işeme). Bu hastalıkta teşhis, röntgen filmiyle konur. Damar içine karşıt madde verilerek çekilen boşaltım sistemi filminde, her 2 böbrek üstünde çanaklar öncesinde çiçek buketi, ray, kıvılcım ya da bulut biçiminde görüntüler bulunur. Bu görüntülerin başlıca özelliği, röntgen muayenesinin daha başlangıcında ortaya çıkıp sonuna kadar yitmemeleridir. Hastalığın evrimi oldukça değişkendir; ama genellikle uzun süre iyi katlanılır. En sık görülen ihtilat, taş oluşumudur. Hastalığın geleceği genel olarak iyidir ve yalnızca ihtilatlı biçimleri tedavi edilir.Çok kistli böbrekler, kalıtımsal hastalıklann en iyi örneğidir.

Omurilik: Mekanizması, Yapısı, İşlevi

Merkezi sinir sisteminin en yalın bölümüdür. Kabaca silindir biçiminde bir kordondur, omurga kanalı içinde yerleşmiştir; soğanilikten sonra gelir ve 2. bel omuruna kadar uzanır; 40-45 sm uzunluğundadır. Ön ve arka orta oluklar tarafından 2 bakışımlı parçaya (sağ ve sol) kertiklenmiştir; yanlarda 2 yatay oluk, omurilik sinirlerinin ön ve arka köklerinin çıkış yerleridir; bu sinirler, omurlararası deliklerden çıkarak omurilik sinirleri ve özerk sinir sistemi sinirleri haline gelirler.

İşlevsel Düzenleme

Omuriliğin işlevsel incelenmesi, onun kesitsel düzenlenmesini anlamaya olanak sağlar. Omurilik ekseninin her omur katına, deri, kaslar, iskelet, iç organlar ve damarların sinirlenmesiyle ilgili bir öğe uyar; erişkinde işlevsel kesitler (8 boyun, 12 göğüs, 5 bel, 5 kuyruk sokumu kemiği ve 1 ya da 2 kuyruk kemiği kesiti), buna uyan omur cisimleriyle aynı düzeyde yerleşmemişlerdir. Gerçekten, kemiksel omurga, omuriliğe oranla daha hızlı gelişir; soğancığa bağlı olan omurilikse, erişkin yaşa kadar yukarıya doğru yer değiştirir.

Omuriliğin enine bir kesiti üstünde, çevrede ak madde ve ortada merkezi kanalın çevresinde boz madde açıkça ayırdedilir. Çekül düzeyinde orta düzlemin her iki yanında, hücresel merkez olan boz madde, bir ön boynuz ve bir arka boynuıla ay biçimini alır; miyelinli liflerden oluşan ak maddeyse, köklerin çıkış çizgileri tarafından 3 kordona (ön, yan ve arka) bölünür. Ön ve arka kökler omuriliği, çevresel duyu ve hareket sinirleri ile özerk sinir sistemi sinirlerine bağlarlar. Her arka kökte, omurilik sinir düğümü denen bir şişkinlik bulunur. Arka kök içinden, omuriliğe gelen ve hücre gövdeleri omurilik sinir düğümü içinde bulunan duyusal lifler geçer. Ön kök içinden özellikle çizgili kasların hareket nöronları, miyelinli silindir eksenler (aksonlar) ve parasempatik lifler geçer.Bu kısa anatomik incelemeden sonra, sinir sistemi son derece uzmanlaşmış, istemimize ve bilincimize bağımlı olmaksızın, işlevleri bir yandan yaşamımızın başkalarıyla ilişkili (başka kişilerle anlaşma, jestler, konuşma, duyarlık) görünümleri, öte yandan da istemsiz işlevlerin (sözgelimi kalp ve sindirim sistemi gibi yaşamı sağlayan organların düzenlenmesi) bütün görünümlerini kaplayan bir organ gibi görünür.

Mekanizma

Son derece yalındır: Sinir dokusu, yalnızca sinir hücrelerinden yapılmıştır. Her hücrenin görevi, uzantıları aracılığıyla, tıpkı bir lambayı yakan elektrik akımını ortaya çıkaran elektrik düğmesi gibi, sinir akılarını yaymak ve iletmektir.

Yapı

Sinirsel merkezleri, boz maddeyi oluşturan hücre gövdeleri oluşturur. Bu merkezler beyin kabuğu, çizgili çekirdekler, talamus, arka beyin, omurilik boz maddesi gibi bütün katlarda vardır. Sinir devreleri, sinapsların birleştirdiği, zincir halinde bir ya da birçok sinir lifinden oluşmuştur; yanyana yerleşmiş bütün devreler, ak madde kütlesini oluştururlar.

Devrenin İşlevi

Bir hareket ettirici devrede, beyin kabuğunda bulunan hücre gövdesi, birbirini izleyen birçok akıdan oluşan bir bildiri hazırlar; silindir eksen uzantısı, bu bildiriyi omurilik hareket nöronuna iletir; hareket nöronu da, lifi aracılığıyla bildiriyi kasa götürür ve kas kasılır. Duyurucu devrede ise uyarı, bir sinir lifinin ucunda özelleşmiş küçük bir organ (sözgelimi deri üstünde) olan çevresel bir alıcıdan gelir: Bildiri lif boyunca çıkar, 2 sinapstan geçer ve bildiriyi çözecek (temas, ısı, ağrı) olan kabuk merkezine ulaşır.

Genel düzenlenme 2 görünüm altında incelenebilir: Aşama düzeyi ve özel görevler. Merkezlerin aşama düzeyi belirgindir. En yüksek düzeyde beyin kabuğu yerleşmiştir; buradan istemli bildiriler çıkar ve duyduğumuz birçok duyu gene buraya varır. Beyin kabuğu, düzenler ve düşünür; bilincin bulunduğu yerdir. Bunun altında, otomatik işlevleri düzenleyen ve bilgileri denetleyen ara merkezler yerleşmiştir; bilinç, bu otomatik işlevler üstüne etki yapabilir (solunumu durdurmak, kas gerginliğini azaltmak gibi).

Ayrıca, omurilik düzeyinde, otomatik hareket merkezleri çok belirgindir: Burası refleksler düzeyidir. Büyük işlevlerse, karmaşık iletim yollarıyla iletilirler; bunların anatomik ve fizyolojik incelenmesi birbirinden ayrılamaz.

Omurilik - İşlevsel Düzenlenme, Mekanizma, Yapı

Merkezi sinir sisteminin en yalın bölümüdür. Kabaca silindir biçiminde bir kordondur, omurga kanalı içinde yerleşmiştir; soğanilikten sonra gelir ve 2. bel omuruna kadar uzanır; 40-45 sm uzunluğundadır. Ön ve arka orta oluklar tarafından 2 bakışımlı parçaya (sağ ve sol) kertiklenmiştir; yanlarda 2 yatay oluk, omurilik sinirlerinin ön ve arka köklerinin çıkış yerleridir; bu sinirler, omurlararası deliklerden çıkarak omurilik sinirleri ve özerk sinir sistemi sinirleri haline gelirler.

İşlevsel Düzenlenme

Omuriliğin işlevsel incelenmesi, onun kesitsel düzenlenmesini anlamaya olanak sağlar. Omurilik ekseninin her omur katına, deri, kaslar, iskelet, iç organlar ve damarların sinirlenmesiyle ilgili bir öğe uyar; erişkinde işlevsel kesitler (8 boyun, 12 göğüs, 5 bel, 5 kuyruk sokumu kemiği ve 1 ya da 2 kuyruk kemiği kesiti), buna uyan omur cisimleriyle aynı düzeyde yerleşmemişlerdir. Gerçekten, kemiksel omurga, omuriliğe oranla daha hızlı gelişir; soğancığa bağlı olan omurilikse, erişkin yaşa kadar yukarıya doğru yer değiştirir.

Omuriliğin enine bir kesiti üstünde, çevrede ak madde ve ortada merkezi kanalın çevresinde boz madde açıkça ayırdedilir. Çekül düzeyinde orta düzlemin her iki yanında, hücresel merkez olan boz madde, bir ön boynuz ve bir arka boynuıla ay biçimini alır; miyelinli liflerden oluşan ak maddeyse, köklerin çıkış çizgileri tarafından 3 kordona (ön, yan ve arka) bölünür. Ön ve arka kökler omuriliği, çevresel duyu ve hareket sinirleri ile özerk sinir sistemi sinirlerine bağlarlar. Her arka kökte, omurilik sinir düğümü denen bir şişkinlik bulunur. Arka kök içinden, omuriliğe gelen ve hücre gövdeleri omurilik sinir düğümü içinde bulunan duyusal lifler geçer. Ön kök içinden özellikle çizgili kasların hareket nöronları, miyelinli silindir eksenler (aksonlar) ve parasempatik lifler geçer.Bu kısa anatomik incelemeden sonra, sinir sistemi son derece uzmanlaşmış, istemimize ve bilincimize bağımlı olmaksızın, işlevleri bir yandan yaşamımızın başkalarıyla ilişkili (başka kişilerle anlaşma, jestler, konuşma, duyarlık) görünümleri, öte yandan da istemsiz işlevlerin (sözgelimi kalp ve sindirim sistemi gibi yaşamı sağlayan organların düzenlenmesi) bütün görünümlerini kaplayan bir organ gibi görünür.

Mekanizma

Son derece yalındır: Sinir dokusu, yalnızca sinir hücrelerinden yapılmıştır. Her hücrenin görevi, uzantıları aracılığıyla, tıpkı bir lambayı yakan elektrik akımını ortaya çıkaran elektrik düğmesi gibi, sinir akılarını yaymak ve iletmektir.

Yapı

Sinirsel merkezleri, boz maddeyi oluşturan hücre gövdeleri oluşturur. Bu merkezler beyin kabuğu, çizgili çekirdekler, talamus, arka beyin, omurilik boz maddesi gibi bütün katlarda vardır. Sinir devreleri, sinapsların birleştirdiği, zincir halinde bir ya da birçok sinir lifinden oluşmuştur; yanyana yerleşmiş bütün devreler, ak madde kütlesini oluştururlar.

Bir hareket ettirici devrede, beyin kabuğunda bulunan hücre gövdesi, birbirini izleyen birçok akıdan oluşan bir bildiri hazırlar; silindir eksen uzantısı, bu bildiriyi omurilik hareket nöronuna iletir; hareket nöronu da, lifi aracılığıyla bildiriyi kasa götürür ve kas kasılır. Duyurucu devrede ise uyarı, bir sinir lifinin ucunda özelleşmiş küçük bir organ (sözgelimi deri üstünde) olan çevresel bir alıcıdan gelir: Bildiri lif boyunca çıkar, 2 sinapstan geçer ve bildiriyi çözecek (temas, ısı, ağrı) olan kabuk merkezine ulaşır.

Genel düzenlenme 2 görünüm altında incelenebilir: Aşama düzeyi ve özel görevler. Merkezlerin aşama düzeyi belirgindir. En yüksek düzeyde beyin kabuğu yerleşmiştir; buradan istemli bildiriler çıkar ve duyduğumuz birçok duyu gene buraya varır. Beyin kabuğu, düzenler ve düşünür; bilincin bulunduğu yerdir. Bunun altında, otomatik işlevleri düzenleyen ve bilgileri denetleyen ara merkezler yerleşmiştir; bilinç, bu otomatik işlevler üstüne etki yapabilir (solunumu durdurmak, kas gerginliğini azaltmak gibi).

Ayrıca, omurilik düzeyinde, otomatik hareket merkezleri çok belirgindir: Burası refleksler düzeyidir. Büyük işlevlerse, karmaşık iletim yollarıyla iletilirler; bunların anatomik ve fizyolojik incelenmesi birbirinden ayrılamaz.

Yemek Borusu

Yeri

Yemek borusu (özofagus), yutak ile. mide arasında yeralan sindirim yoludur. Beden orta çizgisinde boyun ve göğüs omurgalarının önünde, yani derinde yerleşmiş bir organdır. Cerrahlar için, ulaşılması oldukça güçtür.

Yemek borusunda 4 parça ayırdedilir: Boyun parçası; göğüs parçası; diyafram parçası; karın parçası.

Biçim ve yönü

Yemek borusu kabaca silindir biçimindedir; bununla birlikte, boyun parçasında ve soluk borusunun ayrılış yeri üstünde yeralan göğüs parçasında, önden arkaya bir yassılaşma gösterir. Karın parçasında, mideyle birleşme deliği olan mide ağzının (kardiya) tam üstünde, hafifçe genişler. Yemek borusu yukardan aşağıya 4 darlık bölgesi ve normal olarak genişlemiş parçalar gösteren düzensiz, enine bir yarık biçimindedir. Yutak-yemek borusu birleşme yeri, yani üst sınır, 6. boyun omurgası düzeyindedir. Yemek borusu dikeydir, aşağıda ve solda hafif bir eğrilik gösterir, sert ve düz değildir, iki yöne bükülebilir:- önündeki ve arkasındaki organların iç ve dışbükeyliklerine uyarak yatay düzlemde, yani önden arkaya;- aynı nedenlerle düşey olarak, yani· sağdan sola. Alt sınırı ya da mide ağzı, beden orta çizgisinin 2 sm solunda, 11. göğüs omuru düzeyinde yerleşmiştir.

Boyutları

Yemek borusu, 5 sm'si boyun parçası, 16-18 sm'si göğüs parçası, 3 sm'si karın parçası olarak yaklaşık 25 sm uzunluğundadır. Daha önce de söylediğimiz gibi, çapı ortalama 2-5 sm arasında değişir.

Renk ve kıvamı

Yemek borusu, çeperlerinin kalınlığı çok az olan, kas ve zardan yapılı, yassı, pembemsi bir borudur.

Tutunma araçları

Yemek borusu özellikle iki ucuyla yerinde durur. Üst deliği, yutağın alt ucuna uyar; boyun parçası soluk borusunun arkasında yeralır ve ikisinin arasında, aşağıda gevşek, yukarda sıkı bir bağdokusu (yukarı bölümde oldukça sağlamdır) bulunur. Yemek borusunun alt parçasında, birçok tutunma aracı, mide ağzını diyaframın altındaki normal yerinde tutar. Bu tutunma araçları, yemek borusu-diyafram bağları ve mide-diyafram bağları ile akciğer-mide sinirlerinden ve mide sol atardamarından oluşan damar-sinir öğeleridir. Ama bu bağlantılar ancak kısmi bir hareketsizlik sağlar; bu durum, «diyafram fıtıkları»nı, yahi mide ağzının ya da midenin bir bölümünün, diyaframdaki yemek borusu açıklığından, diyafram üstünde,' göğüs boşluğuna girmesini açıklar. İki biçimi vardır: Yemek borusu-mide ağzı (kardiya) ve midenin üst bölümünün göğüse doğru yükseldiği «kayma fıtığı» (slidina); mide ağzının normal yerini koruduğu, oysa mide dibinin (mide anatomisine bakınız) bir bölümünün, yemek borusu yanından göğüs boşluğu içine diyaframın yemek borusu deliğinden yuvarlandığı «yuvarlanma fıtıkları.. (yemek borusu yanı fıtıkları).

Anatomik komşulukları

Boyun parçası


Yemek borusunun boyun parçası, akörtü niteliğinde ince bir zarla sınırlanmış bir alanda yerleşmiştir ve çevresinde yer yer sık ve gevşek bağdokusu tabakası vardır.
Boyun parçasının komşulukları şöyledir:

- önde, soluk borusu (yemek borusu eğriliği nedeniyle soluk borusunu sola doğru aşar); soluk borusunun 2., 3. ve 4. halkaları önünde yeralan tiroyit bezi cismi; yemek borusunun sol kenarı önünde sol gırtlak alt siniri;

- yanlarda, tiroyit bezinin sağ ve sol lobları; bu lobların arka yüzlerinde yerleşmiş alt paratiroyit bezleri;

- tiroyit alt atardamarının uç dalları; sağda sağ gırtlak alt siniri; şahdamarı, boyun iç toplardamarı ve akciğer - mide sinirinden oluşan «boyun damar-sinir demeti»;

- bu bütünün arkasında boyun sempatik siniri;

- arkada, omur önü kasları ve omur önü akörtüsüyle kaplı olan 6. boyun ve 2. sırt omurları arasındaki omurga bölümü.

Göğüs parçası

Yemek borusunun gogus parçası arka mediyastinde yerleşmiştir, derin bir organdır.
Komşulukları şunlardır:

- arkada, omurgalar; göğüs aortu; büyük azigos toplardamarı; göğüs lenf kanalı; küçük azigos toplardamarı; omurganın ön yüzünü çaprazlayan sağ kaburgalararası atardamarlar; sempatik sinir sisteminin göğüs parçası;

- yanlarda, akciğerler ve göğüs zarı;

- sağda, 4. göğüs omuru düzeyinde azigos kavsi yeralır; sağ akciğer-mide siniri, azigos kavsi altından yemek borusunun arka yüzüne ulaşır;

- solda, 4. göğüs omuru düzeyinde aort kavsi, bunun üstünde de sol köprücükaltı atardamarı ve göğüs lenf kanalı yeralır; sol akciğer-mide siniri sol ana bronş altından yemek borusunun ön yüzüne ulaşır;

- önde, yukardan aşağıya şunlar yeralır: Soluk borusu; 4. göğüs omuru yüksekliğinde ve sol ana bronşa yaklaşık 1 sm uzakta soluk borusunun ayrılma yeri (bu ayrılma yeri orta çizginin tam üstünde değildir); soluk borusunun ayrılma yeri altında, iki bronşun birbirinden uzaklaştığı köşede yeralan lenf düğümleri; sağ bronş ve akciğer atardamarları; kalp dışzarı; kalp tabanı. Bu bölgenin anatomik komşulukları bir yandan yemek borusuna (özellikle orta üçte birindeki) cerrahi girişim güçlüklerini, öte yandan da yemek borusu kanseri sırasında urların hızla soluk borusu bronş ağacına yayılmasını açıklar.

Diyafram parçası

Diyafram, yemek borusuna bir geçiş deliği hazırlar. Diyaframın bu yemek borusu deliği 10. gögüs omuru düzeyindedir. Yemek borusu burada akciğer-mide sinirleri (soldaki ön yüzde, sağdaki arka yüzde) ile komşuluk yapar.Kapı toplardamarı sistemiyle ana toplardamar sistemi arasındaki toplardamar ağızlaşmaları bu düzeyde olur. Kapı toplardamarı yüksek basıncı durumundaki «yemek borusu varisleri» (başlıca nedeni sirozdur), bu bölgede ağızlaşan toplardamarlardan oluşur.

Karın parçası

Karın zarı, yemek borusunu önden ve yandan sarar; ama arka yüzünü serbest bırakır. Arka yüz, sağ akciğer-mide siniriyle, diyaframın sol ve sağ saplarıyla komşudur. Yemek borusunun önünde, sol akciğer-mide siniri, karın zarı ve karaciğer bulunur. Sağda, gene karaciğerin kuyruklu lobu ve küçük askı (mide-karaciğer bağı ve onikiparmak barsağı - karaciğer bağı) yeralır. Solda, mide dibi yeralır. Dalak da çok yakındır.

Yapısı

Yemek borusunun çeperleri yaklaşık 3 mm' kalınlığındadır. Her biri dıştan içe doğru 3 kattan oluşur: Kas tabakası (iki türlü liften yapılmıştır; dış lifler uzunluğuna, iç lifler değirmidir); mukozaaltı tabakası; mukoza tabakası.

Bir kesitin görünümü

Yemek borusu uzunluğuna açılırsa mukoza görülür. Pembe renklidir ve uzunlamasına kıvrımlar gösterir. Mide ağzı düzeyinde, yemek borusu-mide deliğini kapatmak için, kıvrım yaparak Gubarow kapağını oluşturur.

Yemek borusu atardamar ağı, öteki sindirim kanalı organlarınınkine oranla çok yoksuldur; bu da cerrahi girişimlerin güçlüğünün ayrı bir nedenidir.

Atardamarlar

Yemek borusunu kanlandıran atardamar dalları şuralardan gelirler:

- üst parçasınınkiler, tiroyit alt atardamarlarından;

- orta üçte bir parçasınınkiler, doğrudan göğüs aortundan;

- son parçasınınkiler, diyafram alt atardamarlarından ve mide sol atardamarından.

Toplardamarlar

Kan, yemek borusunu saran büyük bir toplardamar ağı tarafından taşınır. Bir yandan kapı toplardamarı sistemine, öte yandan üst ana toplardamar sistemine bağlı toplardamarcıklar, birçok ağızlaşma yaparlar.

Lenf damarları

Yemek borusunun boyun parçasının lenf da.marları, boyun derin lenf düğümleri zincirine ve gırtlak alt siniri boyunca dizilmiş lenf düğümleri zincirine doğru, göğüs parçasınınkiler soluk borusu-bronş çevresi mediyastin lenf düğümlerine doğru, karın parçasınınkiler ise mide üst lenf düğümleri denen mide kapısı yakınındaki lenf düğümü zincirine doğru giderler.

Sinirler

Akciğer-mide sinirlerinden ve sempatik sinirlerden kaynaklanan sinir ağları sözkonusudur.